Arı Yetiştiricileri Birliği 9.Arıcılık Paneli Sakarya’da Yapıldı.

Sakarya’da son dönemde artan arı ölümleri ve besleme konusundaki sıkıntılar ile sorunların bilinçlenerek üstesinden gelmek amacıyla Arı Yetiştiricileri Birliği tarafından 9. Arıcılık Paneli Erenler Belediyesi Kültür Merkezinde Büyük bir  katılımla  gerçekleşti.

Açılış konuşmasını  yapan Sakarya İli Arı Yetiştiricileri Birliği Başkanı Mustafa Ör, artan arı ölümleri ve besleme konusunda sıkıntılar ve sorunların bilinçlenerek üstesinden gelmek amacıyla böyle bir girişimde bulunduklarını söyledi. Başkan Ör, arıcılara yönelik eğitimlere önümüzdeki dönemlerde de devam edeceklerini belirtti.

Doğu Karadeniz Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanı Ekrem YÜCE,Erenler Kaymakamı Salih Karabulut,Sakarya Ziraat  Odası Başkanı Ziraat Yüksek Mühendisi  Hamdi Şenoğlu, Sakarya Orman Bölge Müdürü Okan Kurşun,Sakarya Medya  Derneği Başkanı Mehmet SAĞLAM, Habervole Genel Yayın Yönetmeni Fehmi DUMAN,Sakarya Kültürel ve Doğal Kaynakları  Koruma Derneği Başkanı Osman ZOR,Kainat Kültür ve  Sanat Derneği Başkanı Hatice BULUT ile   Arı üreticileri  katıldı.

Sakarya Kültürel ve Doğal Kaynakları  Koruma Derneği Başkanı Osman ZOR”Bal ormanını ben söyledim ormanlar da suni göller ve Özel Ağaç bitki örtüsü On ikibin çeşit varsa Filoda Botanik orman ve Yangınlarda Gözetleme evleri ve Ormanda Yangında Paralel yolları Her seferinde Yirmi senedir Bölge müdürlerine ve Osman Pepe’yede yazmıştım.Bal üreticilerini kutluyorum.Her  zaman  yanlarında  olduğumu  bilmelerini istiyorum.Çok  kutsal  görev  üstlenmişler”

ARICILIK, KATMA DEĞERİ YÜKSEK ÜRÜNLERLE GELİŞECEKDoğu Karadeniz Projesi  Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığınca uygulanan “Arıcılığın Geliştirmesi Projesi” ile bal üretiminin artırılması ve katma değeri yüksek ürünler elde edilmesi hedefleniyor.DOKAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanı Ekrem Yüce panelde yaptığı  konuşmada  Türkiye’nin arıcılıkta, dünyada Çin’den sonra ikinci sırada olduğunu söyledi.Yüce, Türkiye’nin bal üretiminin beşte birinin Doğu Karadeniz’de yapıldığını ifade ederek, “Türkiye’de 107 bin ton bal üretimi var ve bu üretimin 22 bin tonunu Doğu Karadeniz gerçekleştiriyor.” dedi.Doğu Karadeniz’in, coğrafyası ve bitki örtüsünden dolayı çok zengin aromalı bitkilerle kaplı olduğuna dikkati çeken Yüce, bunlar arasında ıhlamur, enginar ve kestanenin ön plana çıktığını belirtti.Sakarya Orman Bölge Müdürü Okan Kurşun, ODÜH Şube Müdürü İhsan Köse Sakarya Arı Yetiştiricileri Birliğinin “9. Arıcılık Panelinde” Bal Ormanları Hakkında Bilgilendirme Sunumu Yapıldı.Arıcılığı desteklemek amacıyla; Bakanlığımız ve Orman Genel Müdürlüğümüz ile Türkiye Arı Yetiştiricileri Birliği arasında 2010-2012 yıllarını kapsayan sürede ve gerektiğinde ek protokol ile süre uzatılabilecek nitelikte “Arıcılığın Geliştirilmesi ve Bal Üretim Ormanlarının Kurulmasına İlişkin İşbirliği Protokolü” yapılmıştır. Ayrıca, Orman Genel Müdürlüğümüz tarafından “Arıcılığın Desteklenmesi” amacıyla “02.03.2010 tarihli ve 175 sayılı Genelge” yayınlanmış ve “Bal Ormanı Eylem Planı” hazırlanmıştır.Bu bağlamda; Genel Müdürlüğümüzce bugüne kadar ülke genelinde 32.500 Ha. alanda 238 adet Bal Üretim Ormanı kurulmuştur.Bölge Müdürlüğümüz görev alanında; Sakarya İli dâhilinde Söğütlü, Hendek, Kocaali, Pazarköy, Karapürçek, Çinardibi, Karasu ve havza bazlı olarak Doğançay olmak üzere 566 Ha. alanda 8 adet,  Kocaeli İli dahilinde Kartepe, Pınarlı ve havza bazlı olarak Değirmendere olmak üzere 912 Ha. alanda 3 adet olmak üzere toplamda 1.478 Ha. Ormanlık alanda ve 11 adet Bal Üretim Ormanı planlanarak kurulmuş ve arıcılığın hizmetine sunulmuştur.Sakarya ve Kocaeli ili dahilinde kurulan 13 adet Bal ormanı projesi kapsamında; Arıcılık faaliyetine uygun olarak yalancı akasya, kestane, ıhlamur, ceviz, muşmula, kiraz, badem, erguvan, incir, erik, kızılcık, sandal vb. gibi polen ve nektar bakımından zengin olan ballı bitkiler olmak üzere toplam 102.170 adet fidan ile ağaçlandırma yapılarak erozyonun önlenmesi, yöre halkının işlendirilmesi ve alternatif geçim kaynağı oluşturulması ile biyolojik çeşitliliğinin ve ekosistemin devamlılığı açısından olumlu katkıları görülecektir.2019  yılına  kadar   19  Bal  ormanına  ulaşacağız”dedi.Ülkemizde 10.000’in üzerinde doğal    çiçekli    bitki türü   varAbant İzzet Baysal Üniversitesi Ziraat ve Doğa Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof.Dr. Turan Karadeniz” Türkiye uygun    ekolojisi, zengin    florası ve  arı  materyalindeki genetik     varyasyonu ile   arıcılıkta 21.yy’da söz   sahibi    olacak ülkelerden biridir.    Aynı   zamanda ülkemiz dünyanın en  önemli    12  gen   merkezi    arasında olup,   10.000’in üzerinde doğal    çiçekli    bitki türü   ve  bölgesel koşullara uyum    göstermiş arı  ırk  ve  ekotipleri bulunmaktadır. Bir  kıta ülke    durumunda olan    ülkemizde, farklı coğrafi     bölgelerin bulunması, birbirinden değişik    iklimlerin yaşanmasına, buna   bağlı olarak    da   zengin    bitki   tür   ve   çeşitliliğin ortaya çıkmasına imkan vermiştir.Tozlayıcı böcekler arasında en önemlisi arılardır. Dünyada yayılış    gösteren 250   binden    fazla   çiçekli    bitki   türü   arasında yaklaşık 20  bininin    arılar   tarafından ziyaret edildiği    kaydedilmektedir. Türkiye’de doğal veya    kültüre alınan    yaklaşık 300   bitki türünün     nektarlı    olduğu    ve  arıcılık    açısından önem    taşıdığı    bildirilmektedir. Arılar    nektar ve  polen   toplamak amacıyla çiçekleri ziyaret etmekte, nektarı karbonhidrat kaynağı olarak,    polenleri ise  daha   çok   protein    kaynağı olarak değerlendirmektedirler Polinasyonda Bal Arılarının Rolü ve Önemi Apis  türleri    önemli    çiçek    ziyaretçisi ve   çeşitli    bitkilerin tozlayıcısıdırlar. Tüm balarısı türleri    içerisinde sadece Apis mellifera, tarımsal ürünlerin ve   diğer bitkilerin  ticari tozlaşması  için yaygın bir  şekilde kullanılmaktadır. Bal arısı tarafından gerçekleştirilen tozlaşma meyve türlerinde meyve bağlama ve ürün için gerekli olup, uygun tozlaşma sadece bitkisel üretim acısından değil, aynı zamanda meyve kalitesi ile de yakından ilişkilidir.Uludağ Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü Hayvan Yetiştirme Ana Bilim Dalı Başkanı Prof.Dr. Ümran Şahan “Apiterapi öncelikle sağlıklı yaşamı destekleme, ikincisi de bazı kronik hastalıklarda klasik tedaviyi destekleme açısından bizlere yeni bir kapı sunuyor. Bal, mide ve bağırsak şikayetlerinin giderilmesinde, kemoterapi ve radyoterapi hastalarında kullanılıyor. Yüzde 47’si protein olan polen de zihinsel ve mental gelişimlerde çok önemli. Propolis antioksidon olarak gıdalar içinde en yüksek ürün. Sadece bal, polen ve propolisin değil, arı sütü ve zehrinin de birçok kronik hastalığın tedavisinde kritik roller üstlenebiliyor. Ana kraliçe sadece arı sütü ile besleniyor ve yıllarca yaşayabilir. Kadınlarda rastlanan şikayetlerin giderilmesinde, erkeklerde sperm hareketsizliğinde çok iyi sonuçlar verdiği yazıyor. Arı zehrine karşı alerjisi yoksa, özellikle kas iskelet sistemine ait kronik rahatsızlıkların giderilmesinde büyük yararları var” dedi.

Arılardan elde edilen propolisin kanser, karaciğer, sedef, mide, ülser hastalıklarını  Yok ediyor

Uludağ Üniversitesi Veteriner Fakültesi Farmakoloji ve Toksikoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Görevlisi Prof.Dr. Hasan Hüseyin Oruç “Arılardan elde edilen propolisin, özellikle kanser, karaciğer, sedef, mide, ülser hastalıklarının hücrelerini önemli bir ölçüde yok ettiğini kaydetti.

Uludağ Üniversitesi Veteriner Fakültesi Farmakoloji ve Toksikoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hasan Hüseyin Oruç, arılardan elde edilen propolisin, özellikle kanser, karaciğer, sedef, mide, ülser hastalıklarının hücrelerini önemli bir ölçüde yok ettiğini söyledi.

Prof. Dr. Hasan Hüseyin Oruç, işçi arılar tarafından ağaçların tomurcuk filiz ve sürgülerinden toplanan çok kuvvetli antibakteriyal ve antifungal etkiye sahip yapışkan organik madde özelliğindeki propolisin insan sağlığına önemli katkılarının bulunduğunu kaydetti.

Oruç, özellikle Kırklareli’nin Sislioba köyünde yetişen Trakya arısından elde edilen propolisin sadece hasta kişilerin değil sağlıklı kişilerin de tüketmesi gerektiğini belirtti.

Arı hastalıkları genellikle ilkbahar aylarında görülür

Hacettepe Üniversitesi Arı ve Arı Ürünleri Araştırma Merkezi (HARÜM) Merkez Müdür Yardımcısı  Doç.Dr. Aslı Özkırım “arı hastalıkları, sağlığı ve korunma yolları hakkında görsel bir sunum yapmıştır. Sunumunda Amerikan, Avrupa ve adi yavru çürüklük hastalıkları, kireç hastalığı, taş hastalığı, nosema ve varroa gibi hastalık ve zararlıların bulaşması, meydana getirdikleri zararlar ve korunma yolları hakkında yetiştiricileri bilgilendirdi. Arının gelişme dönemi pek çok hastalık etmeni ve zararlı için uygun ortam oluşturduğundan arılarda çok sayıda hastalık ve zararlı görülmektedir. Bununla birlikte, dünyadaki hızlı ulaşım, kıtalar ve ülkelerarası arı, arı ürünleri ve arıcılık malzemeleri ticareti arı hastalıklarının kısa sürede tüm ülkelere yayılmasına neden olmaktadır.

Benzer şekilde, gezginci arıcılık da hastalık ve zararlıların ülke içindeki hızlı yayılışında önemli bir etkendir. Arı hastalıkları genellikle ilkbahar aylarında görülür. Bunun başlıca nedeni ilkbahar aylarında özellikle yavru yetiştirme faaliyetinin büyük hız kazanmış olması ve beklenmeyen soğuk ve yağışlı havalardır. Bu nedenle bu kritik dönemde arıların özellikle yavru hastalıklarına karşı korunması için, koloni kontrollerinde koloninin üşütülmemesine özen gösterilmelidir.Arı hastalıkları, hastalığı oluşturan etmene göre; bakteriyel (Amerikan ve Avrupa Yavru Çürüklüğü, Septisemi), fungal (Kireç ve Taş hastalığı), viral (Kronik ve Akut Arı Felci), paraziter (Varroa jacobsoni ve Acarapis voodi) ve Protozoan (Nosema ve Amoeba) ya da hastalığın oluştuğu konukçuya göre; Ergin ve Yavru Arı Hastalıkları olarak sınıflandırılabilir. Pek çok patojen arıların gerek gelişme gerekse yetişkin dönemlerinde hastalık oluşturabilir. Ancak bu patojenlerin hepsi aynı derecede tehlikeli değildir. Amerikan yavru çürüklüğü ve varroa gibi çok tehlikeli ve hızlı yayılıcı bazı arı hastalık ve zararlılarının kontrolünde “Ulusal Kontrol Programları”na ihtiyaç duyulur. Ülkemizde Vespa orientalis ve Vespa crabro adlı türleri oldukça yaygındır. Yavru yetiştirme dönemlerinde bal arılarını arazide besin toplarken veya kovan uçuş tahtası üzerinden yakalayarak yuvalarına götürürler. Bazı yıllarda arılara ciddi zarar verirler. Eşek arıları ile kesin bir mücadele yöntemi olmamakla birlikte; yuvaların tahrip edilmesi, içine et, balık, ciğer konan tuzaklarla sayılarının azaltılması, kovan giriş deliğinin daraltılması, böcek öldürücü ilaç ve kıymadan yapılacak zehirli yem ile yuvalarındaki yavrularının öldürülmesi faydalı olabilecek bazı uygulamalardır. En iyi yol, eşek arısı sayısının çok arttığı dönemlerde kolonilerin bu bölgeden taşınmasıdır.”

Arıların En Büyük Düşmanı ‘Yalancı Bahar’

Namık Kemal Üniversitesi (NKÜ) Tarımsal Biyoteknoloji Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Devrim Oskay, dünyada ve Türkiye’de arı kolonilerinde kış kayıpları yaşandığını, bunun çeşitli nedenlerinin bulunmasının yanında en büyük problemin ise ‘Yalancı Bahar’ olduğunu belirtti.

Yrd. Doç. Dr. Devrim Oskay, ‘Yalancı Bahar’ tabir edilen olayı, kışın ortasında havaların ısınması dolayısıyla, arıların dışarıya çıkarak polen ve nektar arayışına, yavru faaliyetlerine başlaması ve daha sonra da havanın soğuması ile kovanlarda toplu ölümler yaşanması olarak ifade etti. Yrd. Doç. Dr. Oskay, NKÜ’de bal arılarıyla ilgili çalışmalar yaptıklarını belirterek, bal arılarının gerek insan yaşamı için sağlıklı beslenmeyi sağlamaları açısından gerekse bitkilerde yaptığı tozlaşma nedeniyle çok önemli olduğunu söyledi.

Bal arılarının besin zincirinin önemli bir parçası olduğunu anlatan Yrd. Doç. Dr. Devrim Ozkay, “Eğer bal arıları yok olursa, bugün dünya üzerinde açlık yaşanabilir. O yüzden bal arılarını muhafaza etmemiz, korumamız, arıcılığı geliştirmemiz lazım” dedi.

“Yüksek miktarda kış kayıpları yaşıyoruz”

Arıcılığın bazı sorunlar ile karşı karşıya olduğunu aktaran Yrd. Doç. Dr. Devrim Oskay, “Özellikle dünyada ve ülkemizde yaşanan kış kayıpları var, bu yılda bölgemizde ve ülkemizde yüksek miktarda kış kayıplarını yaşıyoruz. Bunların arkasında yatan nedenlere gelince, neden bu koloni kayıpları oluyor? Bir çok faktörün bir araya gelmesi ve arıların buna dayanamaması olayı. Bunlardan bir tanesi, sonbaharda iklim değişikliği nedeniyle yaşanan kuraklık. Sonbaharda, bal arıları, doğadan aldıklarıyla yeni, genç popülasyonları, yavruları geliştirmek zorundalar. İşte doğadan eğer polen ve nektar gelmezse, ikisinin dengesi bozulursa, bu sefer arılar genç nüfus oluşturamıyor ve kışa giren yaşlı popülasyonlar kış ortasında yok olup gidiyor” ifadelerini kullandı.

Arıcıların kolonilerini koruyabilmek için dikkat etmeleri gereken noktalar olduğunu belirten Ozkay, “Arıcılarımız özellikle sonbaharda, kolonilerinin bakımlarını yaparken dikkat etmeleri lazım, yiyecek stoklarının tam olmasını sağlamaları lazım, hastalıklarla mücadele etmesi lazım, eğer bunlara dikkat edersek arıcılıkta koloni kayıplarının yaşanmayacağını düşünüyorum. Bunun yanında, etraftaki tarım ürünlerine uygulanan kimyasal zehirlerin de arıları öldürdüğünü biliyoruz, buna da dikkat edilmesi gerekiyor” diye konuştu.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir